Emrah KAHRAMAN
Kişisel Web Sitem
Kişisel Web Sitem
26 Eki
-Solunla vur şu topa!
-Solumla vurdum zaten baba.
-Ben kör müyüm? Bir de utanmadan solumla vurdum diyorsun.
-Ama baba sağıma gelmişti.
-Sus! Hala yalan konuşuyor. Ben topu attığım yeri bilmiyorum sanki. Cin olmadan şeytan çarpmaya mı çalışıyorsun sen? Topu soluna doğru atıyorum, sen sağın dışıyla vuruyorsun. Onu da nerden öğrendiysen.
-Ama baba solumla vurunca kötü gidiyor top.
-Vurmasını bilmediğinden. Sana elli kere gösterdim. Hala vuramıyorsun.
-Ama baba ben solak değilim ki!
-Solak değilsen sol ayağında mı yok?
-Vaar.
-Kullan o zaman onu.
-Tamam baba.
Ankara’da o gün maç yoktu. Çünkü maç olsa bu ikili sabah erkenden 19 Mayıs’a koşmuş olurlardı. Maçlar o zamanlar öğleyin oynanırdı. Futbol bugünkü kadar endüstriyelleşmemişti. Yani maç biletleri ucuzdu. İsteyen herkes maça giderdi. Stada girmek genelde zor olmuyordu. Bilet bulmak da. 3 büyüklerden birinin maçı değilse tabi. Onlar geldiği zaman sabah ezanı stadda dinlenirdi. Bilet kuyrukları geceden oluşturulurdu. Beşiktaş Ankara’ya gelmişse bu kuyrukda bu ikili de olurdu. Kalabalık sıklaştığı zaman Yusuf babasının omzuna çıkardı. İçeriye öyle girerlerdi.
Rasim Bey memurdu. Memuriyetine Ankara’da başlamış ve ertesi yıl oğlu dünyaya gelmişti. Gençliğinde top peşinden koşturmuş, hatta alt liglerde oynamıştı Rasim Bey. O’nu seyredenler sağlam bir sağ bek olduğunu anlatırlardı. Ama futboldan ekmek yiyememiş memuriyete devam etmişti. Oğlu dünyaya gelince O’na Beşikataşlı Yusuf’un, Yusuf Tunaoğlu’nun adını vermişti. Kendisi sağ bekti ama oğlu mutlaka ortasaha olacaktı. İki ayağını da kullanacaktı. Beşiktaş’ın zaten her daim bir sol açık sıkıntısı olmuştu.
Yusuf konuşmaya başlamadan Beşiktaş’la, yürümeye başlamadan topla tanışmıştı. Ağzından hikaye kahramanlarının değil Metin-Ali-Feyyaz’ın isimleri dökülüyordu. O yıllar bu 3lünün yıllarıydı. Kaç kere stadda seyretmişti onları. Babası maçtan önce bütün Beşiktaşlı futbolcuları tanıtırdı Yusuf’a. 1-Bako 2-Recep 3-Mutlu 4-Gökhan 5-Ulvi 6-Zeki 7-Feyyaz 8-Rıza 9-Mehmet 10-Ali 11-Metin…İçlerinden en çok Metin’i överdi Rasim Bey. Sadece o değil bütün stad ‘Sarı Fırtına’yı hayranlıkla seyrederdi. Oğlunun da ‘Metin’ olmasını isterdi. O’na hep ‘Sakın sağ bek falan olayım deme. Sağ beke değil, sol açığa adam lazım’ diyordu.
-Ne o Rasim? Sağ bek mi yetiştiriyorsun Beşiktaş’a?
Komşuları Rasim Bey’e sık sık takılırlardı. O’nun oğlu top oynarken yaşadığı heyecanla dalga geçer gibiydiler. Yusuf’un futbolcu olabilme ihtimali yoktu onlara göre.
-Hee sağ bek yetiştiriyorum.
-Aman diyim Rasim. Sizin takıma bir tane takoz yeter.
-3 yıldır takozla kazmayla şampiyon biz oluyoruz ama.
-Bu yıl siz olamayacaksınız ama.
-3 hafta kaldı. Hile hurda yapmazsanız 4lüycez kupaları.
-Ne hilesi be Rasim? Ne zaman gördün Galatasaray’ın şikesini?
-Malatyalılara sormak lazım onu.
…
92-93 sezonunun son haftası. Beşiktaş İstanbul’da Gençlerbirliği’ni 4-1; Galatasaray ise Ankara’da Ankaragücü’nü 8-0 yenmiş averajla şampiyonluğu kazanmıştı. Rasim Bey sinirli ve üzgündü. ‘Rengi bozuklar’ diyordu. Yusuf ilk kez Beşiktaş’ın şampiyon olamadığı bir sezon görmüştü. Ama henüz kazanmayı ya da kaybetmeyi anlayamamıştı.
Tarih: 09 Temmuz 2011
Bir gazetenin spor sayfasının manşeti:
BEŞİKTAŞ SAĞINI KAPATTI!!!
Transferin en çok konuşulan ismi Yusuf, Beşiktaş’a 3 yıllık imza attı. Gençlerbirliği’nde gösterdiği başarılı performansla milli takıma kadar yükselen sağ kanat savunmacısı, 2 numaralı formayı sırtına geçirdi ve ‘Artık hayallerimin takımındayım. Doğduğumda babamın sırtıma geçirdiği bu formada ismimin yazmasından çok mutluyum’ dedi…
Yusuf babasının istediği gibi sol açık olamamıştı. Hatta babasının hiç istememesine rağmen sağ bek olmuştu. Takoz Recep’in 2 numarasını giymişti. Rasim Bey, Yusuf’u Gençlerbirliği’nin altyapısına yazdırdığı gün, kayıt formuna oyuncu mevkii olarak ortasaha yazmıştı. Yusuf o gün bir antreman maçına çıkmış, ilk yarı ortasaha oynamış, 2. yarı ise sağ beke çekilmişti. Antrenörler maçtan sonra kayıt formunda düzeltme yaptılar. Ortasahayı çizip yerine sağ kanat-defans yazdılar. O günden sonra da minik takım, yıldız takım, genç takım, paf takım derken Gençlerbirliği’nin A takımına kadar yükselmişti. İlk maçına çıkarken hocasının verdiği 2 numarayı tam 13 sene giymişti. 23 yaşına geldiğinde ise milli takımın ve Beşiktaş’ın sağ bekiydi artık.
Tarih:25 Mayıs 2012
Bir gazetenin spor sayfasının manşeti:
KARTAL SON DARBE İÇİN HAZIR!!!
Ligin bitimine 2 maç kala, şampiyonluk yolundaki tek rakibi Galatasaray’ın 1 puan önünde olan Beşiktaş bu akşam İnönü’de rakibini devirirse şampiyonluk turunu atacak…
…Türkiye nefesini tuttu, bu yarışın son düzlüğünü bekliyor. Takımlar top ve kale seçiminin ardından hakemin başlama düdüğünü bekliyor. Tribünlerdeki Beşiktaşlılar şampiyonluk için sabırsızlanıyorlar…
Radyodaki sesin sahibi Ercan Taner’di. Yusuf küçüklüğünde maçları O’nun anlatmasını isterdi hep. O anlatırken maçı gözünün önüne getirebiliyordu. Evlerde, kahvelerde, barlarda, sokaklarda… yani Türkiye’nin her yerinde hayat durmuştu. Her yerinde…
…70. dakikadan artık yavaş yavaş çıkıyoruz. Golsüz eşitsizlik devam ediyor. İki takım da kontrollü oyununa devam ediyor. Galatasaray mutlak kazanmak zorunda. Bu dakikadan sonra daha açık bir oyun sergileyebilirler…
Yusuf ve sahadaki diğer 21 oyuncu sağlam bir mücadele içindeydiler. Gol pozisyonu yok denecek kadar azdı maçta. Sadece duran toplarda bir iki kez heyecan yaşanmıştı o kadar. Yusuf sağ kanadı tamamen tıkamıştı. Pek fazla ileri çıkmıyordu. Ne organize ataklarda ne de duran toplarda. Hızlı olduğu için geride hep O kalıyordu. Zaten profesyonel kariyerinde sadece 3 golü vardı.
…Maçta normal sürede son 10 dakika. Artık yenecek ya da atılacak 1 gol, bütün sezonun kaderini çizecek. Tribünlerde meşaleleri yakmaya başladı Beşiktaş taraftarı. Şampiyonluk şarkıları söyleniyor İnönü’de…
Yusuf, aynı maçı bundan 8 sene önce de yaşamıştı. 2002-2003 sezonunun sonunda yine böyle bir senaryo vardı. Gülen taraf Sergen’in golüne sevinenler olmuştu. Ama bu kez maç çok daha sıkı oluyordu. Beşiktaş tamamen kapanmaya başlamış, ilerde tek forvet bırakmıştı. Beraberlik son haftaya bırakacaktı işi ama kaybetmek her şeyi bitirecekti.
…İbrahim Akın. İbrahim kaleye vurduuuu!!! Korner. Savunmaya çarpan top Galatasaray kalesinde tehlike yarattı. Dakika 85. Sağ taraftan köşe vuruşu kullanacak Beşiktaş. 2,4,6 kişiyle geldi Beşiktaş. Köşe vuruşunu İbrahim Akın kullanıyor. İbrahim, penaltı noktasına inen top, savunma vurdu kafayı, gelişine bir vuruuuş!!! Gooooooooollll!!!. Goooool!!! Gol Gol Goool!!! Yusuf attı. Yok böyle bir gol. Şampiyonluğu getiren gol. Topun gelişine, sol ayağının içiyle mükemmel vurdu, o kalabalıktan geçen top, direğin içine vurdu ve ağlara gitti. Harika vurdu harika. Beşiktaş’ın sağ beki soluyla şampiyonluğu getirdi. İnönü yıkılıyor, Dolmabahçe yıkılıyor, İstanbul, tüm Türkiye yıkılıyor.
Soluyla vurmuştu Yusuf. Tam Rasim Bey’in gösterdiği gibi yapmıştı. Top yere değdiği anda basmıştı plaseyi. Hafif sağına doğru esneyerek vurmuştu. Deniz tarafındaki fileleri ilk kez havalandırmıştı hayatında. Golün sevincini yaşamak için kapalı tribüne doğru koşmaya başlamıştı ki yakaladı takım arkadaşları. Bir anda yere yatırıp üstüne atladılar. 10 kişinin altında kalmıştı Yusuf. Ama acı hissetmiyordu. Hissettiği tek şey gururdu. Babasının sözünü yerine getirmişti. Gözündeki yaşların sebebi belki de buydu.
…Dolmabahçe’de nefes almak artık çok zor. Kalp atışları zirvede. Hakemin bitiş düdüğünü bekliyor onbinler. Stadda onbinler, dışarıda milyonlar. 90+3deyiz artık. Hakem her an Beşiktaş’ın şampiyonluğunu ilan edebilir. Herkes omuz omuza. Ve maç bitiyor. 2011-2012 sezonu şampiyonu Beşiktaş. Tebrikler Beşiktaş…
İki kere seviniyordu Yusuf. Hem taraftar olarak hem de futbolcu olarak. Kutlamalar sevinç gözyaşları stada uzunca bir süre devam etti. Futbolcular tek tek alkışlandı. Şampiyonluğa emek veren herkesi taraftar bağrına bastı. Ülkenin dört bir yanında Beşiktaşlılar sokağa aktı. Staddan çıkan futbolcular ise bir gece kulübünde aldılar soluğu. Tüm kanallar canlı yayınla eğlenceyi ekranlara taşıdı.
…
-Şimdi eğlencenin doruğa çıktığı gece kulübünde bulunan arkadaşımız Onur’a bağlanıyoruz. Evet Onur. Gördüğümüz kadarıyla orada müthiş bir coşku var. Bize orada olup bitenleri anlatır mısın?
-Gerçekten de burada coşkudan öte şeyler var. Ligin bitimine 1 hafta kala şampiyonluğunu ilan eden futbolcular, teknik kadro ve yönetim zafer sarhoşu olmuş durumda. Herkes burada ama bir tek eksik var. O da bu gecenin kahramanı Yusuf. Yöneticilere sorduğumuzda Yusuf’un kendilerinden izin aldığını, çok daha önemli bir işinin olduğunu söylediler…
Çok daha önemli bir iş? Evet. Yusuf babasının yanına gidiyordu. Beşiktaş aşığı olan Rasim Bey, oğlunun da formasını giydiği takımının şampiyonluk maçına gelmemişti. Şimdi Yusuf O’na gidiyordu. Arabasında dinlediği radyodan arkadaşlarının eğlencenin doruğunda olduğunu öğrenmişti. Sonra hafif müzik yayını başladı. Sesi biraz daha açtı. Arabada yalnızdı ama yine de ağladığını gizlemeye çalışıyordu. Çünkü ‘Erkek adam ağlamazdı’.
2 saat sonra Ankara sınırına girmişti. Şehir çoktan uyumuştu. Rasim Bey şehrin biraz dışındaydı. Çok komşusu vardı. Hatta şehrin en kalabalık yeri belki de O’nun olduğu yerdi. Yusuf, babasına yaklaştıkça ‘Solumla vurdum. Bu sefer gerçekten solumla vurdum’ diyordu. ‘Ödevimi gerçekten bitirdim baba’ der gibiydi sanki. Hatta bu sefer takdir de almıştı. Belgeyi bir hafta sonra havaya kaldıracaktı.
Arabasını yolun sağına bıraktı. Farları kontrol etti ve arabadan indi. Kumandayla değil anahtarla kilitledi kapıları. Sonra tekrar açtı. Arka kapıyı açıp maçta giydiği formasını aldı. Kapıları bir kez daha kilitledi. O tüm bunları yaparken güvenlik görevlisi de yanına gelmişti. Yusuf’la göz göze geldiler. Elindeki fenerin aydınlığında O’nu kolayca tanıdı. Bir an söyleyecek bir şeyler aradı. ‘Hoşgeldiniz’ dedi. Yusuf belli belirsiz başını salladı. Omzuna eliyle dokundu ve içeri girdi. Babası her zamanki yerindeydi. Hafif aydınlıkta Rasim Bey’i buldu. Akıtacak pek fazla gözyaşı kalmamıştı. Formasını sıktı. Terini hissetti. Yatıyordu babası. Yanına iyice yaklaştı. Söyleyecek pek de fazla bir sözü yoktu. Onca yolu bir kaç kelime için gelmişti. Dudaklarından kendiliğinden döküldü o sözler.
-Solumla vurdum baba. Tıpkı senin gösterdiğin gibi yaptım. Gelişine vurdum hem de. Senin istediğin gibi. Solak değilim hala ama solumu kullanabiliyorum baba. Gerçekten. Şampiyon olduk hem de. Galatasaray’ı İnönü’de yendik. Görsen ne kadar sevindirdik taraftarı. Sen de sevindin değil mi baba? Benimle gurur duydun değil mi baba? Seyretseydin beni sen de alkışlardın. Senin istediğin gibi bir orta saha olamadım ama çok iyi bir sağ bek oldum. Tıpkı senin gibi. Senin gibi ben de 2 numara giydim. Bak sana formamı getirdim baba. Haftaya kupayı da alacağız. Ben senin ismini yazdıracağım formama. İnönü’de sen şeref turu atacaksın.
Söylemek istediği belki başka şeylerde vardı Yusuf’un. Ama sözün bittiği noktaya gelmişti. Rasim Bey’in yanına uzandı. Kulağına fısıldamaya devam etti.
Sabah olduğunun farkına vardığında hemen kalktı. Güvenlik görevlisi radyoyu açmış, sabah haberlerini dinliyordu. Yine Yusuf’tan bahsediyorlardı. Ama Yusuf bunu duyabilecek durumda değildi. Dalmış, bir gül ağacını seyrediyordu. Beyaz açmıştı gül. Beyaz?
-Usta bakar mısın bi?
Güvenliğe seslenmişti.
-Geliyorum Yusuf Bey…Buyurun bir isteğiniz mi var?
-Yok. Bir şey soracaktım ben sana.
-Tabi buyurun.
-Bu gül ağacı kırmızı açmaz mıydı?
-Evet.
-Ama şimdi beyaz açmış.
-Allah Allah. Olacak iş değil!
Yusuf bir süre daha baktı güle. Neden sonra radyoyu fark etti. Güvenlik görevlisine döndü…
-Akşam maçı dinledin mi?
-Evet. Tebrik ederim sizi de. Anladığım kadarıyla çok güzel bir gol attınız. Bizim oğlan da…
-Sesi böyle açık mıydı yine?
-Evet açıktı. Sürekli orada duramıyorum. Dolaşırken sesini duymak için açmıştım.
Yusuf, görevlinin son kelimelerini duymamıştı bile. Babasının mezarının başına tekrar çöktü. ‘Duydun de mi baba sen de? Dinledin sen de maçı. Kapalı siyah derken sen de yeni açıkla birlikte BEYAZ dedin de mi baba?
Mezarlık görevlisi olanları anlamıştı. Gözyaşlarını tutamadı. Sessizce uzaklaştı oradan. Baba-oğul sarmaş dolaştı yine. Tıpkı bir golü kutlar gibiydiler. Kulübesine girdi. Uzaktan onları seyretmeye devam etti. Yusuf bir şeyler söylüyordu halen ama duyamıyordu. Derken Yusuf bağırmaya başladı.
-SİYAAAAAAAAAHHHH!!!
6 Eyl

Canım Kardeşime !!
Kaldır başını kardeşşşş..Sana diyeceklerim var..
Utanıyorsan yapmayacaktın bize bunu bırakmayacaktın kardeşlerini yalnız başına..
Sevmiyorsan diyecektin baştan sevdirmeyecektin kendini bu kadar..
Şimdi kafana göre küsüp gitmek yok !
Hani nerede verdiğin sözler.Gidecektik seninle maçlara.Sende benim gibi olcaktın.Siyah Beyaz atkı getir bende takıcam beraber bağıracağız seninle diyordun.Daha geçen gün demiyormuydun çarşı gelirken sakın unutma atkımı diye..! E ben geldim aradım seni..Açmadın telefonlarımı.Ocağada çıktım ordada yoktun.Sordum birkaç kişiye nerede geldimi hiç bugün diye.Onlarda bilmiyor uğramıyor buraya bayağıdır diyorlar.Daha sonra öğrendim not bırakmışsın uzun bir ara yokum diye.Ne yapalım şimdi biz bekliyelim mi gelelim mi yanına..Bırakmak olmaz seni..Tek başına gitmişsindir yine.Uzun süre bekledim daha sonra seni Adapazarı’nda,sonra oturduk çocuklarla muhabbet ettik.Hatırlıyor musun bir gün kardeşinin kafası yine güzel ayakta duracak hali yok gece 01:00 gibi.Yanımda yine senin kadar sevdiğim Süleyman vardı.Dertliydik yine.Herzaman olduğumuz gibi.Bir oraya bir buraya sataşıyorduk.Seni gördük bizim okulun orda,güldün bize o masum sevecen halinle.Sonra direk yanımıza geldin sarıldın koskocaman yüreğinle.Biz geçiyoruz dedik işin biterse uğrarsın göz kulak olursun bizde dedik ve gittik…Fazla geçmedi telefonumu araman..Tolga Doğan !! yazıyordu..Süleymana döndüm özledi baksana dedim.Geldin yanımıza ama nerede buluştuk tam hatırlamıyorum.Bişeyler anlattın bize.Yine birine kızmıştın dövecem ki dövecem diye söyleniyordun.Bir kaç gün geçmeden aradın tekrar yakaladım patlattım burnunu diye.Sevinmiştin bir çocuk gibi.Yapmıştın yine yapacağını..
Baktım geleceğin yok biz ufaktan yol almaya başladık.Şimdi bu mektubu bırakıyorum sana.Kısa bir süre sonra tekrar gelicem.Eğer gelip görüyorsan bizi hissediyorsan kalbimizdeki sevgini ve okuyorsan şuan yazdıklarımı anlıyor olmalısın her nefes alışımda kalbimden vurulduğumu.Görüyorsundur herhalde 2 cümlede bir gözyaşlarımın yazmama engel olduğunu.Duyuyorsundur dimi hıçkıra hıçkıra nefes alışımı…
Duyuyorsun dimi bizi Tolga ?
Her nereye baksam seni görür oluyorum,nerede bir ses duysam senin “buradayım” dediği sanıyorum.Her fotoğraf seni anlatıyor.Kurtulamıyorum senden.Şimdi sana ettiğimiz yeminler gibi yemin ediyorum..
Unutmayacağız
Unutturmayacağız
Yaşatacağız , Yaşatacağız , Yaşatacağız…
Biri çıkıp gelse herşey yalan dese..
Adapazarı sensiz mezar olur bize..
Gittiğin yerlerden yertut Büyük Başkan
Unutmayacağız seni Tolga DOĞAN!!
MEKANIN CENNET TOPRAĞIN BOL OLSUN..
2 Eyl
Ne hesabını veremeyeceğim bir günüm oldu ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim… Ne hissettiysem onu söyledim , onu yaşadım… Yaşadığım bir tek andan bile pişmanlık duymadım… Asla keşkelerim olmadı… Hiçbir zaman kendimle vicdan mah…kemesi yapmak zorunda kalmadım… Karşıma bazen gerçek yüzler , bazen sahteler çıktı ama olsun ben yine sadece hislerimle yaşadım.. Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim , ya da asla birini severken karşılığını beklemedim… Dostluğuma değer biçmedim , sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim… Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim… Bazen çok kırıldım , bazen belki de kırdım… Ama hata insana mahsustur dedim..Affettim , af diledim.. Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim.. Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.Belki de içten içe sinsice güldüler… Ama asıl unuttukları şuydu… Ben aldanmadım… Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar… Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için… Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için…… Oysa ben hiç insan kaybetmedim… Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar..
FAHİŞE GÖNÜLLERİN KAHBELİĞİ KOYMAZ BİZE,UNUTANLARI BİZDE UNUTURUZ ASİLCE !
(Alıntıdır)
1 Eyl
Yakılmamış sigara; söylenmemiş ağıt vardı zihnimde.
Bir kutsal karamsarlık günüydü.
İçsiz aşklar; nedensiz karamsarlığımda boğulmuş,
Başımda cesedim patlamış,
Tüm sinirlerim tepemde öfkeyle yolunmuştu.
Katil korkaklığa dönüşmüştü diğerleri.
Ben “holigan”dım.
Küskün kızların sızısını duyuyordum.
Delikanlı ateşi bileğimdeki kelepçeleri çözmüş,
Koynuna fareler basan yüzsüz
Park bekçilerine olan öfkemde dinmişti.
Nefessiz küflü bir cesettim kanalda sürüklenen.
Dikenlerimi kibritimde büyütmüştüm.
Yorgun, ıslak bir millerdım sanki.
Şişelerin soğuk teriydim.
Adalet aramıyordum.
Çünkü çarklarımı ben parçalamıştım.
Düş kompozisyonu için baktılar gözlerime
Kum topları yuvarlanıyordu içimde; hayatıma sen girdiğinde.
Elektrik ve su ne kadar dostsa;
Bende ancak o kadar kendime yaklaşabiliyordum.
Büyük bir tükenmişlikti içimdeki;
Sonsuz bir bitkinlik.
İnsansız bir orkestrada vokal yapıyordum sanki.
Rus ruleti oynuyordum az önce.
Bir mayın; geçmişine çivi sökmüş
İmam çocuğunun çiklet balonunu yırtmıştım.
Yanmıştım.
Kabuğum soyulmuş, terim soğumuştu.
Sıkılgandım.
“Siyah” bir tarlaya düşmüş “beyaz” bir kağıt uçakta saklıydım.
Tarihi kalburdan geçememiş “asi ruh”ları solduruyordum.
Uçuk hayallerim vardı.
Kalbim mikrobunu şişeden boşaltıyor;
Asfalt kanıyor, martılar insan düzüyordu feribot seferlerinde.
Pipisiz oğlanlar dalgalar üstünde gelecek ararken kendine,
Bebek’te bir konsomatris etini yiyor,
Pavyon piçleri maceradan mecmuaya atlıyordu.
Tırnakları sökülmüş, kötümser rahipler küskün midelere karışıyor,
Mayolu imamlar günahsız köylüleri din tarlasında düzerken,
Ben arsız adamlara “gramofon” çalıyordum.
Ben holigandım.
Ve hayat; bir holigan gibi kalpten bağlı olduğun takımın
Şampiyonluk maçında sayısız gol yemesi gibiydi.
Ve işte ben; sana bağlıyım.
Tıpkı bir “holigan” gibi…
Ve işte ben; sana bağlıyım.
Tıpkı bir “holigan” gibi…
Gizem Nur KAHRAMAN
1 Eyl
Gidiyorum artık bu şehirden.Bu sefer ne bir isyan ne bir haykırış,daha ziyade bir teşşekkür yaşadıklarıma,yaşattıklarıma ve yaşatıldıklarıma..
Bu şehirdeki kahpesinede,Adamınada orospusunada..
Son sözlerim bunlar..
Herşey bitene kadar verdiğim hertürlü mücadelenden sonra içimde kalanlar..
Hiçkimsenin karşına ne helallik alacak halim var ne de bir elveda diyecek sözcüklerim..
Hertürlü kazığı yedikten sonra karşıma çıkıp bir helallik isteyene ne diycem ?
Evet mi Hayır mı?
Hayır mı Şer mi?
Şimdi hepinize teşşekkür ediyorum..
Yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan hiçbir zaman pişman değilim.
İyi ki bunları bana yaşattınız ve iyiki sizi tanımışım yoksa kahpesiyle adamı nasıl ayırt edebilirdim ?
unutun artık çarşıyı,emrahı,kahramanı…
göremiyeceksiniz artık ne birisine sataştığını,
seviyorum diyeni seveni,
yardım isteyene yardım edeni,
kalleşlik edene susanı,
kavgadan kaçmayanı…
göremiyeceksinz artık unutun gitsin emrah kahramını..
geldi geçti diye farzetin
gece rüyalarınıza girip sabahları olmadığım gibi bir hayal olarak kalayım hayatınıza
unutun beni unuttuğum gibi sizi..!
27 Eki
EMRAH : Emir veren hükümdar,Hanın emri..
KAHRAMAN : 1. Yiğit, cesur, (bahadır). 2. Hüküm sahibi, iş buyuran…
ÇVENEBURİ (GÜRCÜ) :Gürcülere özgü ;Zordur aslında insanın kendini anlatması ve isminin ağırlığını taşıması…Birde sizin üzerinizde şahısa hitap edilen lakap ve atalarının izini sürmek ve verilen görevlerde örnek olmak…Hem isminin ve soyisminin ağırlığını taşıyacaksın,Cesur olacacaksın,yiğit olacaksın..Hem Atalarının izini sürdüğün TürkGürcü kimliğinin vasfını taşıyacaksın,size söylenen ve bazı yerlerde ismimden önce lakabı bilen insanların bulunduğu ortamlarda kişilere çevrene kendini örnek gösterceksin ve de size verilen 4500 kişilik bir üniversite gibi bir ortamda liderlik koltuğunda oturacaksın..Şimdi hangi birini yapmaya kalkışsan bir yerden patlak veririsin.En iyisi bunu benimsemek ve başka insanlardan farklı olmak.Bunu yaparkende Emrah Kahraman (çArşı) ne kadar ukaladır dedirtmeyeceksin..
Peki peki Emrah’ın hiç kendine ayıracağı zamanı yok mu ?
Vardır tabikii..
Ne yapsın mesela Emrah…
Maça gitsin..Çarşı lakabını taşıdığı abileriyle takılsın,kardeşleriyle takılsın,deplasmana gitsin..Takımını iyi günde kötü günde yanlız bırakmasın..Bırakırsa ne olur ki peki..?O zaman sağda solda Beşiktaşlıyım demesin bu taraftar grubunun lakabını taşımasın..Yaşamasın..!
Ne okusun Emrah..?Nasıl bir siyasi görüşe sahip olsun ?
Gazete okusun..Cumhuriyet okusun,Milleyet okusun..!Okusun ki devletin haline baksın bişeyler için koştursun..Bu vatana laik bir evlat olsun.Bayrağını sevsin Milletini sevsin..Yaşadığı bu kutsal toprakların değerini bilsin..İte köpeğe AK’ız deyipte kara olanlara dur desin..Durdurmak için birşeyler yapsın..Dağdan inen teröristlere bugun değilse yarın hesabını sorsun..!Şehit ve gazi olan abileri,kardeşlerinin kanını yerde koymasın..Atasının dediği gibi : “Söz konusu vatan ise gerisi teferuattır” lafının gerçek olduğunu herkeze hatırlatsın hatırlattırsın..Bir siyasi görüşü olsun mesela..Atatürkçü olsun demi..?Vatanını sevsin,Bayrağını sevsin,Allahını sevsin,Dinini sevsin ve Dilini sevsin..Gerekirse kan döksün..!Atasına alkolik deyen züppelere ayyaş diyen köpeklere , Evet öyleydi içki içerdi..Ama bu vatanın tek toprağını satmadı..Alkollüyken bu vatanı kurduysa şimdiki nesilin o vatanı ayakta tutamıyor diyebilsin ve 2 çift lafı olsun..!
Tek Dil,Tek Millet,Tek Bayrak,Tek VATAN !
Sevmek ?
Sevmek olsun mu mesela?Olsun..Değer vermek olsun..Ruh hali ne ise ona göre müzik dinlesin..Kimi zaman özgün kimi zaman slow kimi zaman rock,pop birşeyler yapsın..Ama genelde Türk sanat müziği dinlesin..Fasılı sevsin..Alkol kullansın.İçsin kimseye zerre zararı dokunmasın..Otursun bir köşeye hayallere dalsın kafasını dağıtsın..Hayatını değerlendirsin..Peki başka neyi sevsin ? Aşkı sevmesin bence..Çünkü çok delikanlı yaptık bu çocuğu..Bu kadar güzel bir insanı hakedeni bulması zor olur..Çıkar karşına bir kaçı onlara gereğinden fazla değer verir bir tarafları kalkar bir şekilde ayrılık olur sonra bir gün geri döndüklerinde bakın işinize der ! Bu yükü kolay kolay kimse taşıyamaz..!Vatanını sevsin,Bayrağını sevsin,Ailesini sevsin,Dinini,Dilini,memleketini,son kalan sigarasını,Beşiktaşını sevsin ne gerek var bir karşı cinseyeti sevmeye..Niye değer versin dimi..?He illa birini sevicekse ona belli etmesin..Uzun yıllar boyu takip etsin..Ona karşımasın..Neyimize lazım sonra kızda bizim çocuğa karışır arbedeye gerek yok..İçinde yaşatsın..Asi ruhunun depreşmesinde bir etkende o olsun..İçinde öyle güzel olsun ki onu kirletmesin hiçbir türlü..!
Peki bu kadar Emrah’a karıştık bari arkadaşlarınada karışalım..İsim koyalım teker teker..Sevdiğide olsun sevmediğide..Sevmediklerini ama burda muhtaba almayalım..Çok yakın arkadaşlarını ele alalım bence fazlasına selama göndeririz..Lise hayatından biri olsun mesala..Gökhan olsun..Soyadınada Sayın koyalım..Çünkü sayacak sevicek bunu.Kardeşi olarak görsün yediği içtiği ayrı gitmesin..:)Arada kavga etsinler..Ya şimdi Emrah’a sevgili yapmadık Gökhan’a karışmamak lazım.Gökhanın sevgilisi olsun..Adı Ecem mesela..Güzel isim dimi?Kraliçe gibi isimini taşısın..Eee Gökhanı kankası yaptık ecemi napcaz ?? Kardeşi yapalım iyi anlaşırlar..Neye ihtiyaçları olursa olsun yardım etmeye çalışsın Emrah..Sevsin onları değer versin..Evlerinde kalsın evinde müsafir etsin.Bir dost olsunlar..Ya peki başka ?Üniversite okuyunca? Emre İkincioğulları diye biri olsun..Erman Demirakın,Ufuk Çakmak olsun..!Birçok arkadaşı bir çok sevdiği olsun ama isimlerini buraya yazmaya gerek yok..Eee bunun sevgilisi yok da kız arkadaşımıda yok ?Bikaç arkadaşı olsun.Mesela..?Gizem (Cengası) , Emel (Apşiiği) tuhaf tuhaf lakaplar taksınlar bizim Emrah’a =)))Herkez bişe diyor zaten..
Birde tabi sitesi olsun bunun…www.emrahkahraman.com diye ! Sadece zevk için..Peki ya bunların hepsini,bu kadar sorumluğu kaldırabilir bu koskaca milyar sayıda insan yaşıyan dünyada..?Kalırır canım neden kaldırmasın..Kendi dünyasında yaşadığı için sıkıntı olmaz herhalde..!İstediğini gel der istemediğine siktiri çeker..!
Yeter mi bu kadar EMRAH KAHRAMAN için yetmez bence..Çünkü bir EMRAH KAHRAMAN diye biri daha gelmez bu dünyaya !
Yazıcak ve anlatılacak daha şey varki aslında..Ya peki şimdi ne yapsın ? Otursun günlerce zivananın muhtelif yerlerine sıkışmış zamanları düşünsün..!
Sevgi ve saygılarımla..
Emrah KAHRAMAN
(İsmini kullanmadığım birçok kişilerin affına sığınarak..)
27 Ekim 2009 01:40
Okulumun uzamasında katkı sağlayan başta hocalarım,
Sevgili arkadaşlarım,
Ex aşklarım,
Platonik aşık olanlar,
Dersten çıkıp toplantılara katıldğım reislerim ve tebalarım,
Başkanlığını yaptığım Saü öğrenci konseyi,
Saü BJK,
Dayaklarıma maruz kalan insanlar,
Etrafa rahatsızlık verdiğim kişiler,
Güvenlikçisi,
Hizmetlisi,
Memuru,
Esnafı,
Yurt ortamı,
Ev ortamı,
Değişik ortamlar,
Şehirin toprağı suyu havası ve insanları,
Kıçı kırık caddesi,
5 para etmeyen insanları,
Üni ortamı görmeye değer diyen büyüklerim,
Sakarya ya gelmem için büyük baskı kuran sevgili rehberlik hocam,
Özel okul fırsatını tepipte benim devlet aşkına sahip olan bu geri kafam ve sayamıyacağım onca şey..
Hepinize teşşekkür ediyorum.. ve son olarak BU OKUL BİTMEZ !
Emrah KAHRAMAN
11 Ağustos 2009 00:58
(ÖFKEM DURULMUŞ DEĞİLDİR ! İSYANDIR BU İSYAN..)